Kadının ezilmesini konuşup erkeğin de dahil olduğu insanlığın ezilmesini konuşmadığımızda taraf oluyoruz. Zaman içinde taraflarımızın rengini iyice koyulaştırıp iyice saflarımızı netleştirip kutuplaştıkça kutuplaşıyoruz. Sonra haklılık mücadelesi başlıyor taraflar arasında, "bir"liğe hizmet etmemecesine...
Her tür ayrışmada aynı sonuç mümkün, örneğin milliyetçiliğe tamamen karşı olan ve "bir"liğe hizmet etmekten ziyade içinde bulunduğu ırkın, milletin ya da azınlığın çıkarlarını savunan, tarih içindeki ezilmişliğine dikkat çekmeye çalışan taraf da aynı kutuplaşmanın bir parçası!
Ya da bir başka örnek çok gündelik yaşamımızdan: "beden olumlama" diye bir kavram var, bana direkt "bu olumsuz bir şey ama sen olumlu olduğunu düşün ve odaklan o olumlu olacak!" fikrini çağrıştıran! Bu konuda sıfatlardan arınarak, insanları yargılamadan, etiketlemeden insanlara insan olarak yaklaştığımızda zaten olumlu ya da olumsuz diye bir şey kendiliğinden ortadan kalkmaz mı ki?
Biz sıfatlarımıza/ insanların sıfatlarına sahip çıktığımız, onlardan vazgeçemediğimiz, bir şeylere ait olmayı güç saydığımız sürece kutuplaşma, ayrışma/ ayrıştırma, "bir" olamama, savaşlar, kavgalar hep sürecek!